Kayseri’nin Sessiz Sokaklarında Bir Gün
Bugün yine sabahın erken saatlerinde kalktım. Penceremin önünden süzülen güneş ışıkları, odamdaki eski günlüğüme düşüyordu. Kahvemi yudumlarken düşündüm: “Hayat bazen öyle bir sözleşme gibi, her şeyi yazılıp çizilmiş ama ne olduğunu tam anlamadan imzaladığımız…” İşte o anda aklıma, geçen hafta yaşadığım o garip olay geldi.
İlk Karşılaşma
Kayseri’nin Arasta Çarşısı’nda yürüyordum. Hava serindi ama içimden garip bir heyecan vardı. Sözleşmelerle, hukuki terimlerle dolu bir dosya elime geçmişti. Duygusal biri olduğum için, bu tarz şeyler hep beni korkutur ama aynı zamanda meraklandırır. “İvazlılık ne demek ki?” diye kendi kendime sordum. Daha önce duyduğum ama anlamını tam kavrayamadığım bir kelimeydi. Sözleşmede, tarafların bir şey verip bir şey aldığı durumları anlatıyormuş. Kısaca, bir tarafın karşılık bekleyerek bir şey verdiği durum…
O an kafamda bir kıvılcım yandı. Tuhaf bir şekilde, kelimenin anlamı sadece hukuki değil, hayatın kendisine de uygulanabilir gibiydi. İnsanlar hep bir şeyler verir, bir şeyler alırdı; ama bazen karşılığını görmeyince içleri burkulurdu.
Bir Kahve ve İtiraf
Dükkanlardan birine oturdum. Masamın üzerine dosyayı açtım, sayfalar arasında kaybolurken elim istemsizce kalemime gitti ve günlükten birkaç satır karaladım: “Belki de hayatın tüm sözleşmeleri ivazlıdır; biz veriyoruz, alıyoruz ama bazen kalbimiz eksik bir şey hissediyor.” O sırada garson gülümseyerek yanıma geldi ve sıcak bir kahve bıraktı.
Kahvemi yudumlarken düşündüm, insan ilişkilerindeki ivazlılık ne kadar karmaşık. Sevgi, dostluk, umut… Hepsi birer tür sözleşmeydi aslında. Biz veririz, bazen karşılık bekleriz, bazen beklemeyiz ama hep bir dengede yaşarız. İşte bu, kalbimde hem umut hem de hayal kırıklığı yaratıyordu.
Yağmurlu Bir Öğleden Sonra
Öğleden sonra yağmur yağdı. Sokaklar boşaldı, sadece yağmurun sesi kaldı. Ben, elimde dosya ve kalemimle bankta oturuyordum. Yağmur damlalarının yüzüme çarpışı, içimdeki karışık duyguları tetikledi. “Belki de ivazlılık sadece sözleşmelerde değil, duygularda da gizlidir,” dedim kendi kendime. Her gülüş, her sarılma, her veda… Karşılıklı birer değiş tokuş, birer ivazlılık.
O an düşündüm; belki de bu yüzden insanlar bazen kırılıyor. Beklentiler farklı oluyor. Bir taraf verirken, diğer taraf tam olarak alamıyor. Kalp kırıklıkları, anlaşılmayan duygular hep buradan doğuyor.
Güneşin Arkasından Doğan Umut
Yağmur durduğunda gökyüzü açıldı. Güneş yeniden kendini gösterdi. Ben ise dosyayı kapatıp bir köşeye bıraktım. Duygularım hala karmaşıktı ama bir umut da filizlenmişti içimde. İvazlılığın anlamını anlamıştım ama bunu sadece sözleşmelerle değil, hayatla ilişkilendirmek bana tuhaf bir rahatlık verdi.
Hayatın kendisi bir dizi ivazlı anlaşmayla dolu. İnsan verir, insan alır, insan kırılır, insan büyür. Kayseri’nin o eski sokaklarında yürürken, bu gerçeği kalbimde hissettim. Duygularımı bastırmadım; heyecanımı, hayal kırıklığımı, umudumu hepsini yaşadım.
Günlükteki Son Satırlar
Eve geldiğimde günlüğümü açtım ve son bir satır yazdım: “İvazlılık, sadece sözleşmede değil; hayatın kendisinde de gizli. Her verişimiz, bir umudu, bir heyecanı ve bazen bir kırıklığı taşır.” Kalbim hafifledi. Bu kelimenin anlamı artık sadece bir hukuk terimi değildi; yaşadığım her küçük olay, her karşılaşma, her yağmur damlası ile içime işlemişti.
O akşam penceremin önünde otururken düşündüm; belki de hayatın en güzel yanı, bu ivazlılıkları hissetmek ve onlarla büyümekti. Her kayıp, her kazanım, her sözleşme ve her duygu… Hepsi bir araya gelip beni ben yapıyordu.
Son Düşünceler
Sözleşmede ivazlılık, bir tarafın karşılık bekleyerek bir şey vermesi demekti. Ama benim için artık çok daha fazlası vardı. Her gülüşte, her gözyaşında, her umutta bir ivazlılık saklıydı. Ve ben Kayseri’nin sessiz sokaklarında yürürken, her adımda bunu hissediyordum. Duygularımı saklamadan, hayal kırıklıklarıyla ve umutla büyüyerek…
İşte böyle, basit bir hukuk terimi bile bazen kalbinizin derinliklerinde yankılanır. İnsan verir, insan alır, insan kırılır; ama en önemlisi, insan öğrenir.